Yehova Şahitleri her sene Yahudi takvimine göre 14 Nisan'da güneş batımında "senenin en önemli dinsel olayı" olarak niteledikleri Rab'bin Akşam Yemeği'ni kutlamak için bir araya gelirler. Bu onlara göre Mesih'in ölümünün bir anılması olup, bu sofraya senede bir kere yalnızca yeniden doğmuş ve göksel ümide sahip olan 144 binler (yani sadik ve basiretli köle sınıfına ait olanlar) iştirak edebilir. Diğer Y. Şahitleri ise her ne kadar bu sembollerden almasa da bu önemli kutlama olayında gözcü olarak hazır bulunmaları kendilerine önemle bildirilmiştir.
Rab'bin Akşam Yemeği'nin önemi konusunda Y. Şahitleri'yle hemfikiriz. Fakat bu sofranın senede yalnızca bir kere yapılması ve buna yalnızca 144 bine ait olanların katılması gerektiği görüşündeyse tamamen farklı bir düşünceye sahibiz. Sanırım ilk önce söz konusu bu Rab'bin Sofrası'nın tanım veya anlamını kavramamız, Y. Şahitleri'nin bizlere bu konudaki yanılgısını kolay bir şekilde anlamamuza yardum edecektir.
İlk olarak kabul etmeliyiz ki, Kutsal Kitap'a göre Rab'bin Sofrası'nın uygulanışı, herhangi büyük ve değerli bir insanın doğum veya ölüm yıldönümünün kutlanışı gibi sade bir ölüm yıldönümü veya anılma değildir. Mesih İsa sürekli yaşadığından diğer dünya insanları gibi unutulmamak için böyle bir yıldönümüne ihtiyacı yoktur. Her ne kadar bu Mesih'in kurtuluş sağlayan ölümünü anma fikrini (Lu. 22:19; 1. Kor. 11:24-25) içerse de bununla birlikte bu kutlama daha başka birçok ruhsal gerçekleri de kapsar. Örneğin bu sofra aynı zamanda Rab ile olan birlikteliğimizi, O‘nunla ölüp dirildiğimizi, günahlarımızın bağışımı alarak, O' nunla ruhsal bir paydaşlık ve uyum içinde yaşadığımızı simgeler (1. Kor. 10:16; Gal. 2:20; Yu. 6:53-56). Bu sofra yine Tanrı'nın Yeni Antlaşması'na ve ailesine katilip, diğer iman eden kişilerle ruhsal birliğimizi ve uyumluluğumuzu gösterir (1. Kor. 10:17). Bu anlayış doğrultusunda yerinde olarak diyebiliriz ki, Rab'bin Sofrası İnanlı'nın vaftiz olusu olayıyla birbirini ta mamlamaktadır. Vaftiz olma olayı bizlerin yeni bir yaşama başladığına tanıklık ederken, Rab'bin Sofrası'na katılma olayı da bu yeni yaşamı sürdürdüğümüze işaret eder. Aynı zamanda bu sofranın diğer önemli bir anlamı da imansızlara yönelik olup, onlara bu kutlama yoluyla İsa Mesih'in kendileri için ölüp dirildiğini bildiriyor ve O'nun yeniden yeryüzüne geleceği gerçeğini ilan ediyoruz (1. Kor. 11:25-26).
Şimdi Rab'bin Sofrası hakkında yapmış olduğumuz bu tanımlamalardan şu iki kesin sonucu çıkarabiliriz. Birincisi şudur ki, bu sofraya istisnasız bütün gerçek inanlılar katılmalıdir. Çünkü Rab ile, diğer inanlılar'la uyum içinde bir olup, günahlara ölüp, Mesih ile yeni bir yaşama dirildiğimize ve Mesih'in günahlılar için ölüp dirildiğine açıkça tanıklık etmek her bir Inanli'nin vazifesi veya sorumluluğudur. Kutsal Kitap'ın hiçbir yerinde bu sofraya yalnızca 144 bin kişinin katılması gerektiğini gösteren hiçbir söz yoktur. Fakat bunun tam tersine bu sofraya bütün iman edenlerin katıldığını belgeleyen bir çok ayet bulunmaktadir. Örneğin İsa Mesih şunları bildirdi:
- ‘ Alin yiyin, bu benim bedenimdir. Sonra bir kase alip sükretti ve bunu ögrencilerine vererek, HEPINIZ bundan için dedi. Çünkü bu benim kanimdir, günahlarin bagislanmasi için birçoklari ugruna akitilan antlasma kanidir ‘(Mat.26:26-28).
Elçi Pavlus da 1. Korintliler 10:17'de sunlari bildirir:
- "Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde bir tek bedeniz. Çünkü HEPİMİZ bir ekmeği paylaşıyoruz. "
Aynı zamanda Pavlus'un 1. Korintliler 11:23-30'da Rab'bin Sofrası hakkında yaptığı bildirilerde kullanmış olduğu "kim", "her kim" ve "herkes" gibi ifadeleri de bu sofranın özel bir sınıf veya sayıyla sınırlanmadığını açıkça belgeler. Pavlus hiçbir şekilde bu bölümlerde imanlıları, göksel ümide sahip olanlar ve yersel ümide sahip olanlar diye ikiye ayırıp, Rab'bin Sofrasını Y. Şahitleri gibi bir bölümüne yasaklayıp, diğer bölümüne de serbest kılmıyor! Ancak yaşamlarında günah olanlara, Tanrı ve çevresiyle uyumda olmayanlara Rab'bin Sofrası'nı yasaklıyor (27-29).
15 Mart 1994 yılında çıkan bir Tarassut Kulesi‘nde YST yanlışlıkla bu sofraya katılıp, sembollerden alanların hemen bunu durdurmalarını ve bu hareketlerinden dolayı da ‘kendilerini bağışlaması için Tanrı‘ya alçakgönüllülükle dua etmeleri ‘ gerektiğini bildirir (sayfa 6-7). Kesindir ki, eğer elçiler de bu sofra konusunda günümüzün Y. Şahitleri gibi düşünmüş olsalardı mutlaka bunu gizlemeyecek ve açıkça kimlerin katılmasi ve katılmaması gerektiğini söleyeceklerdi. Açıktır ki, onlar ne böyle bir şey söylediler ne de yazdılar. Zaten Mesih'in kusursuz kurbanının bir simgesi olmuş olan Fısıh Kuzusu'nun da bütün Israil cemaati tarafından yenilmesi gerekiyordu (Çık. 12:3-8; 11-14; 43-50). Bir anlamda Fısıh'ın bir uzantısı olan Rab'bin Sofrası'na da bütün iman edenlerin iştirak etmesi tamamen yerindedir.
Bu tanımlamadan çıkardığımız ikinci sonuç da bu sofranın senede bir kez değil, sık sık tekrarlanması gereken bir sofra olduğudur. Çünkü söz konusu Rab'bin Sofrasıi'yla dile getirilen Mesih'in dönüşü, günahlarımızın bağışı, Mesih'in günahlılar için ölümü, Tanrı'yla ve diğer inanlılarla birliğimize dair olan açık tanıklık, senede yalnızca bir kere değil, mümkün mertebede birçok kez ve sık sık yapılması gereken bir tanıklıktır. Zaten Pavlus'un yine 1.Korintliler'de bu sofranın yapılışıyla ilgili olarak kullandığı"her defasında", "her yediğinizde" ve "her içtiğinizde" ifadeleri açıkça bu sofranın imanlılar arasında sık sık tekrarlanılması gereken bir uygulama oldugunu vurgulamaktadır. Öyle k,i ilk Mesih izleyicileri bile bunu her hafta özellikle Pazar günleri ve hatta her gün bir araya geldiklerinde yapmaktaydılar:
- "Haftanın ilk günü (yani Pazar günü) ekmek kırmak için bir araya toplandığımız zaman..." (Elçi. 20:7).
- "O gün üç bin kadar can onlara katıldı. Elçilerin taliminde ve müşareketinde, ekmek kırmakta ve dualarda devam ediyorlardı ... Her gün birlikte mabede devam edip, evde ekmek kırarak sevinçle ve yürek sadeliğiyle yemek yiyorlardı." (Elçi. 2:42-46) .
Her ne kadar Kutsal Kitap'ta bu sofranın ne kadar arayla yapılması gerektiği konusunda bir açıklık bulunmasa da, ilk Hıristiyanların bunu senede bir defa değil, defalarca yapmış olduğu ve bu sofraya bütün iman edenlerin iştirak ettiği tarihsel bir gerçektir. Yine hemen hatırlatalım ki, YŞT bir zamanlar ayni şekilde, vaftiz olmayı da yalnızca gökte yaşayacak olanlarla sınırlayıp, büyük kalabalığa ait olanların vaftiz olmasının gereksiz olduğunu öğretiyordu. Ama şimdi bu değiştirilmiş olup Cemiyetlerine katılan herkes vaftiz edilmektedir!
Y. Şahitleri'nin Rab'bin Sofrası konusunda düştüğü diğer bir yanılgı da; bir yandan İsa Mesih'in görünmez bir şekilde 1914 yılında çoktan gelmiş olduğunu bildirirken, öbür yandan da Rab' bin Sofrası'nı her sene tekrarlamaya devam etmeleridir. Kutsal Kitap'a göre Rab'bin Sofrası'nın uygulanışı Mesih'in ikinci gelişine dek yapılmalıdır. Pavlus açık bir şekilde Mesih'in "Kendisi gelinceye dek , O'nun ölümünü ilan edersiniz." demekle bu gerçeği vurguladı (1. Kor. 11:23-27). Mademki, tezlerine göre Mesih 1914 yılında gelmiştir, o halde artık bu sofranın yapılmasına gerek yoktur! Neden hâlâ Y. Şahitleri bunu yapmaya devam ediyor? Bu ciddi bir tutarsızlık ve yanılgı değil midir?
Brüksel İncili (Avederanagan) Kilisesi 

