Brüksel İncili (Avederanagan) Kilisesi

 

 

İncil ve Tarih Işığında Yehova Şahitlerinin Yanılgıları


Yehova Şahitlerine Göre Kurtuluş
Yehova Şahitlerine Karşı Tavrımız Ne Olmalıdır?
Yehova Şahitleri ve Dünyamızın Geleceği
Giriş

Tarikatlar ve Yehova Şahitleri Hakkında Bir Kaç Söz.

İddiaları

Yehova Şahitleri Kendileri ve Yayınları Hakkında Neler İddia Eder?

Tarihleri


 Yehova Şahitleri Nasıl Ortaya Çıktı?

Yehova Şahitleri'nin Öğreti Değişiklikleri ve Sahte Peygamberlikleri.

Yehova Şahitleri'nin Bu Tarihsel Gerçeklere Karşı Tutumu Nedir?

Kutsal Kitap'a Tutumları


Yehova Şahitleri İçin Kutsal Kitap Tek Yetki midir.

Öğretileri


İsa Mesih'in Dönüşü 1914 Yılında Oldu mu?

İsa Mesih'in Dirilişi Nasıl Oldu? Ruh Olarak mı Yoksa Bedensel Olarak mı?

İsa Mesih Kimdir? Yaratılmış bir Melek mi Yoksa Tanrı mıdır?

Kutsal Ruh Faal Bir Kuvvetmi Yoksa Tanrısal Bir Kişilik midir?

Günahlılar İçin Bir Diriliş ve Yargı Olacak mıdır?

Ölümden Sonra Bir Yaşam ve Bir Cehennem Yargısı Var mıdır?

Bazı Uygulamaları


Yehova Şahitlerinin Kan Nakli Konusundaki Tutumları Kutsal Kitaba Uygun mudur?

Yehova Şahitleri ve Bazı Hristiyan Kutlamaları.


Yehova Şahitlerinde Rabbin Sofrasının Kutlanışı.

Genel İncelemeler


Tanrının İsmi "YEHOVA" Olarak mı Söylenir?

İsa Mesih Haçta mı Yoksa Düz Bir Direk Üstünde mi Öldü?

Yehova Şahitleri Tanrı Tarafından mı Yoksa Cinler Tarafından mı Yönetiliyor.

Yehova Şahitlerinin Nazi-Hitler Yönetimine Karşı Gerçek Tutumları Nel olmuştur?

Yehova Şahitlerinin Kutsal Kitap Işığında Temel Yanılgıları Nelerdir?

Yehova Şahitlerinin 1914 Yılı ile İlgili Öğretileri Güvenilir midir?

Sadık ve Basiretli Köle Öğretisi İncile (144 bin) Uygunmudur?

Yehova Şahitlerini Terk Edenlerin Tanıklıkları
Ben de bir Şahidim.
Haberler

Yehova Şahitleri'nin Öğreti Değişiklikleri ve Sahte Peygamberlikleri

Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi Y. Şahitleri kendilerini Tanrı'nın zamanımızda kullanmış olduğu tek yersel kanalı, peygamberi, temsilcisi olduğunu ileri sürüp, tarihsel gerçeklerin de bunu açıkça onayladığını beyan ederler. Oysa tarihsel gerçekleri irdelediğimizde kanıtların hiç de bu yönde olmadığını tam tersine kanıtların bu teşkilatın yanılgı içinde bulunan sahte bir peygamber olduğunu gösterdiğini görmekteyiz.

1'inci KANIT. ÖĞRETİ DEĞİŞİKLİKLERİ

Biliyor musunuz ki, Y. Şahitleri 120 yıllık tarihleri boyunca sayısız öğreti değişikliğinde bulunmuştur ve hala da bulunmaktadır. Biliyor musunuz ki, Y.Şahitleri bir zamanlar İsa Mesih'in dönüşü ve son zamanlarla ilgili olarak şu tarihleri ileri sürmekteydi:

C.T.Russell işte bu görüşleri yaymak amacıyla, bu görüşler üzerine Tarassut Kulesi, Yehova Şahitleri teşkilatını kurmuştur. Zaten Tarassut Kulesi dergisinin başlığı önceleri şöyleydi: 'ZİON'S WATCH-TOWER HERALD OF CHRIST'S PRESENCE' Yani 'SİYON'UN TARASSUT KULESİ, MESİH'İN HUZURUNUN (1874'te gelişinin) HABERCİSİ ' olarak çıkmaktaydı. Russell bu dergilerin haricinde yazmış olduğu altı ciltlik MILLENIUM DAWN kitaplarını da bu mesajı ilan etmek amacıyla kaleme almıştır. Aynı zamanda Russell varını yoğunu ve tüm enerjisini bu mesajı insanlığa aktarmak için harcamıştır. Bu mesajlar ona göre bizzat Tanrı tarafından Russel'e açıklanmıştı. Tanrı bu mesajı insanlığa duyurmak için de Russell'i k endi peygamberi olarak özel bir şekilde atamış ve seçmişti. Russell ve grubu yaklaşık 50 sene bu öğretileri yaymakla ilgilendi. Bu mesaj onlar için Tanrı tarafından açıklanmış özel mesajlar idi.

Ama biliyor musunuz ki, bu öğretiler şimdi tamam değiştirilmiştir? Verilen tarihlerin zamanla yanlış olduğunu anlayan Teşkilat şimdi bu tarihleri tamamen başka tarihlerle değiştirmiştir. Onlar şimdi bunların yerine şu tarihleri ileri sürerler:

Şimdi Cemiyetin başlıca bildirisine bu düşünceler kaynaklık etmektedir. 1799,1874,1878 ve 1914 tarihleri tamamen yalan çıkmıştır. Bundan dolayıdır ki, 1916 yılında ölen Russell'în yerine başkanlığa getirilen J.F.RUTHERFORD Russell'in bu temel öğetilerini tamamen değiştirmiştir. Bu temel değişiklikleri göz önüne getirdiğimizde kaçınılmaz olarak şu sonuç ortaya çıkıyor: Bu durumda Russell tamamen yanılıyordu. Russell'in Rab tarafından ortaya çıkması ve öğretilerinin Tanrı'ya dayandığı düşüncesi tamamen yanlıştır. Bu gör ü şleri yaymak için meydana getirdiği Tarassut Kulesi yani Yehova Şahitleri Teşkilatı da boşuna, yanlış kanışlar üzerine yaratılmıştır. Her ne kadar daha sonra Cemiyetin başına getirilen Rutherford, Knorr, Franz… gibi kişilerin denetiminde yamalama ve süsleme senaryolarıyla bu Cemiyete yeni bir kimlik ve misyon verilmeye çalışılsa da gerçek gün ışığı gibi ortadadır.

İşte Y. Şahitleri'nin öğreti değisikliklerini mümkün kılıp sahte peygamberliklerini örtebilmek için özellikle ileri sürüp, sığınmış oldukları ayetler bunlardır. Hemen belirtelim ki, YŞT'nın dünya sahnesinde belirmesi , devamı ve gelişmesi de bu ayetlerin ters kullanılması sayesinde mümkün olmuştur. Daha ilk zamanlarda Russell, "Kutsal Kitap Etüdü" kitaplarında bu ayetler üzerinde özellikle durmakta ve ortaya atmış olduğu yeni teşkilatı ve öğretilerini bu ayetlere dayanarak geçerli kılmaya çalışmaktaydı. Russell, özellikle Kutsal Kitap Etüdü'nün ilk cildinde bu konuya geniş bir yer vermekte ve 1799 yılından beri bu peygamberliklerin gerçekleştiği Tanrısal ışık l arın artacağı son dönemlerde bulunulduğunu iddia etmekteydi. Ona göre, ileri sürdüğü bütün öğreti ve görüşler bu ayetlerdeki, vaat uyarınca bizzat Rab'bin aydınlatması yoluyla, Kutsal Ruh'tan ileri gelmekteydi.

Daha sonra Cemiyetin ikinci başkanı olan Rutherford da yine ayni ayetlere dayanarak, Russell'in hatalarını kapamaya ve kendi yeni görüşlerini geçerli kılmaya çalışıyordu. Rutherford ise son günlerin 1799'da değil de 1914 yılında başladığını bildirip, asıl hakikat ışıklarının parlama döneminin, 1918 yılında Rab'bin kendi tapınağına gelmesiyle başlamış olduğunu ileri sürüyordu. Zamanımızdaki Y. Şahitleri de yine söz konusu ayetlere dayanarak, ışıkların daha fazla artmış olduğu dönemde bulunduklarını bildirerek, Rutherford'un birçok görüşünü değistirir ve kendi yeni görüşlerini telkin ederler. Kısacası başa geçen her yeni başkan, Russell, Rutherford, Knorr, Franz, Henschel vs… içinde yaşadıkları dönemin, ışıkların artacağı son dönem olduğunu bildirip, bu ayetlere dayanarak sayısız öğreti değişikliklerin d e bulundular ve bulunmaktadırlar da. Isterseniz Rab'den geldiği ileri sürülen bu artan ışıklar teorisinin ne derece çarpık ve sapık olduğunu diğer bazı örneklerle de gözler önüne serelim:

Romalılar 13'üncü bölümde sözü edilen yönetimlerle ilgili artan ışıklar

Russell Rab'den aldığını iddia ettiği ışığa göre, Romalılar 13'üncü bölümde sözü edilip itaat edilmesi gereken yönetimlerin insansal hükümetler olduğunu söyler. Rutherford ise, 1929'da Rab'den almış olduğunu iddia ettiği yeni bir ışıkla söz konusu hükümetlerin, insansal hükümetler değil de bizzat Yehova'nın hükümeti ve O‘nun yersel temsilcileri (yani YŞT) olduğunu iddia eder. Bu görüş yaklaşık 37 sene Cemiyet tarafından savunuldu. Ama 1966 yılında YŞT, artan yeni ışıklar teorisiyle Rutherford'un bu gör ü şünü reddedip, buradaki hükümetlerin Yehova'nın değil de insanın hükümetleriyle ilgili olduğunu bildirerek, Russell'in ilk görüşüne döndü! Yerinde olarak şimdi sormalıyız; eğer Yehova Tanrı, 1929 yılında Russell'in yanlış görüşünü düzeltmek için YŞT'nın g ö zünü açtı veya aydınlattıysa, nasıl olur da YŞT 1966'da yine Yehova'dan aldığını iddia ettiği başka bir ışıkla Russell'in ilk görüş tarzına döner! Tanrı da insan gibi ikide bir düşünce mi değiştiriyor?!

Sodom ve Gomorra halkıyla ilgili artmış olan ışıklar

Giderek artan ışıklar teorisiyle yapılan diğer tuhaf bir değişiklik de Sodom ve Gomorra halkının geleceğiyle ilgilidir. Russell ve Rutherford uzun bir süre bu şehirlerde oturan kişilerin, kurtuluş için tam uygun bir fırsata sahip olmadıklarından, onlar için bir kurtuluş ümidinin mevcut olduğunu bildirdiler (K. K. E. cilt 1, sayfa 110).

1954 yılında ise YŞT bu görüş tarzını tam olarak reddedip, Sodom ve Gomorra'nın tamamen harap edildiğini ve onlar için hiçbir ümidin bulunmadığını iddia etmeye başladı (T. K. 1 Şubat 1954, sf. 85). YŞT bu görüşü 10 sene azimle savunduktan sonra, yine Rab'den geldiğini iddia ettiği yeni bir ışıkla bu görüşü terkedip yeniden ilk görüşüne, yani bu kişiler için bir ümidin var olduğu görüşüne döndü! (T. K 1 Temmuz 1965, sayfa 395).

Ama asıl tuhaf olan durum şudur ki, YŞT bu pozisyonunda da rahat durmayarak, 1988 yılında yeniden artan hakikat ışıkları teorisiyle bu son görüşü de reddedip, Sodom ve Gomorra' nın tam olarak harap edilip, onlar için hiçbir ümidin bulunmadı-ğı görüşünü y eniden ileri sürmeye koyuldu! (T.K. 1 Haziran 1988, sf.31).

Şimdi biraz durup düşünelim. Acaba Rab tarafından öngörülen artan hakikat ışıklarının giderek parlaması veya artması bu şekilde mi olur? Rab hakikatlerini böyle çelişkili bir şekilde mi iletir? Bu ve buna benzer daha bir sürü örnekler bize açık bir şekilde göstermektedir ki, YŞT tarafından ileri sürülen "giderek artan ışıklar" teorisi iddia edildiği gibi hiç de sürekli artarak değil, daha ziyade ileri-geri, zikzak bir şekilde ve çoğu zaman birbiriyle tamamen çelişerek gerçekleşmektedir! Hayır, Rab bu şekilde iş görmez. Bizzat Russell'in de bir yazısında söylediği gibi:

YŞT'nın söz konusu "artan ışıklar" teorisinin çürüklüğünü, özellikle son günlerle ilgili öğreti ve yorumlarında gözlemekteyiz. Y. Şahitleri her fırsatta yayın ve konuşmalarında özellikle son günler üzerinde durur ve kendilerinin Esinleme kitabını en doğru şekilde yorumlamaya yetkili kılınmış tek teşkilat olduklarını övüne övüne vurgularlar. Her ne kadar YŞT sonla ilgili bu öğretilerle üyelerini sürekli azimli kılıp, hızlı bir şekilde gelişmesini sağlıyorsa da, aslında bunlar , tarihsel gerçekleri bilen bizlere bu teşkilatın ne derece insansal sapık bir teşkilat olduğunu, öğreti ve yorumlarının ne derece güvenden uzak olduğunu açık bir şekilde sergilemektedir. YŞT kuruldukları ilk günden bu yana, gelişen bu yeni ışıklar teori s iyle, Daniel, Hezekiel ve Esinleme kitaplarını tekrar tekrar yorumlayıp yayınladı. Örnek olarak yalnızca Esinleme kitabı bugüne dek tam beş kez, bu teoriyle yeniden yorumlanıp yazılmıştır! 1917'de "Mystere Accompli" , 1930' da "Lumiere", 1963'te "Babylone, la grande est tombée" , 1969'da "Alors sera consommé le Mystere de Dieu" ve son olarak da 1988'de yayımlanan "La Révélation, le grand dénouement est proche!".

Ama tuhaf şey şudur ki, eğer bizler bu beş yorumun ilk giriş kısımlarını incelersek göreceğiz ki, her biri de, iddialı ve azimli bir şekilde, Esinleme kitabının sırlarının açılacağı son dönemlerde bulunduklarını ve söz konusu kitaplarını, Rab tarafından vaat edilen bu aydınlanış doğrultusunda yazıp yorumlandıklarını ileri sürerler! Oysa bu beş yorumu b irbirleriyle karşılaştırıp bir değerlendirme yaptığımızda, bunların nasıl ciddi bir şekilde birbirleriyle çeliştiğini hemen görürüz.

Esinleme 16:17'de sözü edilen yedi tas ve yedi gürültü

Örneğin Esinleme kitabının 1917'deki ilk yorumunda YŞT, Esinleme 16: 17'de sözü edilen "yedi tas" ve "yedi gürültünün" Russell'in yazmış olduğu "Kutsal Kitap Etüdü" kitaplarının 7 cildi olduğunu bildirir. Ama zamanımızdaki Y. Şahitleri'yse bunun, Kutsal Kitap Etüdü'nü değil de Rutherford‘un farklı kongre ve kitaplarında yap mış olduğu beyanname ve açıklayışlar olduğunu ileri sürer! (La Révélation, le grand dénouement est proche s. 129-160,205-234).

Esinleme 6'da sözü edilen dört at ve sürücüleri

YŞT, yine 1917'deki ilk yorumunda Esinleme 6'nci bölümündeki dört at ve binicilerinden söz ederken, sözü edilen atların yozlaşmış öğretileri, binicilerin de Şeytan'ın kontrolü altında bulunan Mesih karşıtını veya papalık sistemini sembol ettiğini bildirmekteydi. Ama şimdiyse Cemiyet burada sözü edilen ilk atlının, 1914'te krallığı ele almış olan Isa Mesih'i temsil ettiğini, diğer at ve atlılarınsa 1914'ten bu yana gelişip, son zamanlarda yaşanılan olayları simgelediğini ileri sürer!

Esinleme 12'de sözü edilen doğurmak üzere olan kadın ve çocuğu yutmak için bekleyen ejderha

YŞT yine 1917'deki ilk yorumda, Esinleme 12'nci bölümün yorumunu yaparken burada sözü edilen, doğurmak üzere olan kadının, politik güçlerle zina halinde olan ismen Hıristiyanlığı ve doğurduğu erkek çocuğun da Mesih karşıtı veya papalık sistemini sembol ettiğini iddia e diyordu. Kızıl ejderse, ilk Y. Şahitleri'ne göre papalığı yutup kendi hakimiyeti altına almak için hazır bekleyen putperest Roma Imparatorluğu'nu temsil etmekteydi. Ama sonuçta galip gelen papalık sistemiydi. Onlara göre bu bölümde sözü edilen Mikael papa y ı; onun melekleri de piskoposları sembol ediyordu! Aynı bölümde yükseltilen teren-nüm ilahisi de papalığın bir zafer şarkısıydı!

Bugün ise Y. Şahitleri bu yorum tarzını tamamen reddederler. Zamanımızdaki, Y. Şahitleri'ne göre sözü edilen kadın, ismen Hıristiyanlığı değil, bizzat Tanrı'nın göksel teşkilatını temsil eder! Kadının doğurmuş olduğu çocuksa yine papalık veya Mesih karşıtı değil, tam tersine 1914'te gökte tesis edilmiş olan Tanrı'nın Mesihî krallığıdır! Söz konusu savaş da yine papalıkla, Roma Im p aratorluğu arasında yapılan bir savaş değil, Mesih ve meleklerinin 1914'te Şeytan'a karşı yaptığı savaştır!

Esinleme 9:11'de sözü edilen Abadon YŞT 1917'deki yorumunda, burada sözü edilen Abadon'un Iblis Şeytan'ın kendisi olduğunu iddia eder. Ama en son yorumdaysa da bunun Şeytan değil, tam aksine Isa Mesih'in kendisi olduğunu ileri sürer!

Doğrusu Y. Şahitleri'nin Rab'den geldiğini iddia ettikleri yorumların hiç de Rab'den gelmediği, tersine bunların tamamen insan görüşü olup, bu yorum tarzlarının hiç de güvene lâyık olmadığını belgeleyen daha yığınlarca örnekler sıralamamız mümkündür.

Gerçi bizler, insansal sınırlamalar yüzünden hataların yapılıp daha sonradan da bunların düzeltilmesi fikrine karşı gelmiyoruz. Çünkü biz insanlar, sadece kendi aklımız ve tecrübemizle hareket ettiğimizden dolayı, sık sık yanılabilir ve öğrendiğimiz yeni şeyler sayesinde bilgide artarak yanlış görüşlerimizi değiştirebiliriz. Bu gayet normaldir. Ama bizim karşı olduğumuz şey, ne zaman ki bizler Y. Şahitleri'nin yapmış olduğu gibi, kendimizi Tanrı tarafından özel bir yetki ve güçle donatılmış bir sınıf olarak tanıtır, öğrenip, öğrettiklerimizin Tanrı'dan kaynaklandığını iddia eder, ardından da bunları değiştirirsek işte o zaman ciddi bir problem ve çelişkiyle karşı karşıya kalırız. Çünkü Tanrı'dan kaynaklanan herhanği bir bildiri, öğreti veya peygamberlik mutlak suretle yerine gelir ve asla daha sonradan değiştirilmeye veya düzeltilmeye gereksinim duyulmaz (Yak. 1:17).

O halde bizler YŞT tarafından ileri sürülen, Süleyman'ın Meselleri 4:18 ayetini nasıl anlamalıyız? Bu YŞT'nın anladığı şekilde yorumlanabilir mi? Hayır, hiç de değil. Eğer bu ayeti bağlı olduğu bölümün ışığı altında yorumlayacak olursak, açık bir şekilde göreceğiz ki, Hz. Süleyman burada salihlerin ve kötülerin yo l u olmak üzere iki farklı yoldan söz ediyor ve bu iki yol arasında bir kıyaslama veya karşılaştırma yapıyor. Hz. Süleyman ayet 19'da "kötülerin yolunu", çıkışı bilinmeyen ve git-gide kararan "koyu bir karanlığa" benzetir. Ama buna karşın "salihlerin yolu" i se hergün biraz daha ışıyan, izzete varan aydınlık bir yoldur. Süleyman peygamberin bununla bildirmek istediği tek şey, bu iki yol arasındaki farkı, gözlerimizin önüne sermektir. Birisi giderek kararır, diğeriyse giderek ışır. Bu ayet hiçbir zaman, herha n ği bir teşkilatın Tanrı'nın kavmı olarak, öğreti ve peygamberliklerinde sürekli hatalar yaparak gelişeceği şeklinde anlaşılmaz. Belki bir anlamda, zoraki bir yorumla bu ayeti, Eski Antlaşma'da mevcut olan tanrısal yasa ve uyğulamalarla ilğili olarak kullanabiliriz. Kutsal Kitap açık bir şekilde Eski Antlaşma'daki, öğreti ve uygulamalarının giderek gelişip Mesih'te tamlığa vardığına tanıklık eder. Gerçekten de bu simgesel gerçekler, yerini aslına bırakacağı Yeni Antlaşma zamanına kadar birer gölge idiler (Ib. 10:1).

Zaten Tanrı'nın yeni halkını oluşturan ilk Hıristiyanlar da her şeyin Mesih'te bütünlüğe vardığına inandıklarından dolayı, kendilerinden sonra yeni ek ışıkların geleceğini asla beklemiyorlardı (Yu. 1:17; Ib. 1:1 vb.). Ve yine bundan dolayı, bu ilk Hıristiyanlar tüm Inanlılara şu ciddi çağrıda bulunuyorlardı:

2'inci KANIT: SAHTE PEYGAMBERLİKLER

1. 1914 sahte peygamberliği

Daha önce de vurguladığımız gibi, 1874 ve 1914 tarihleri Russell'in bildirilerinin kalbini veya merkezini oluşturmakta olup, meydana çıkışlarının kökeninde bile bu tarihle ilgili inanışlar yatmaktaydı. Russell, acaba bu meşhur 1914 yılı için neler öğretiyor ve neler öngörüyordu?

Russell'e göre "milletlerin zamanının" 1914 yılında sona ermesi, insansal hükümetlerin bu tarihte tamamen yok edilmesi ve Tanrı Krallığı'nın tam olarak yeryüzünde kurulmasıydı. Yani, Russell bununla 1914'te insansal hükümetlerin tümünün yok edileceğini ve Tanrı Krallığı'nın yeryüzünde tam olarak kurulmuş olacağını peygamberlik etmekteydi. Aynı zamanda, ona göre sürekli tekrarlanan "gökte olduğu gibi yerde de senin iraden olsun" duası 1914 senesinde tamamen gerçekleşmiş olacaktı. İşte bununla ilgili beyanları:

Russell aynı kitabın 97'nci sayfasında yine aynı konuya değinerek şöyle der:

Dikkat edilsin ki, 1914 yılı için peygamberlik edilen, dünya krallıklarının sonu ve Tanrı krallığının yeryüzünde kuruluşu kısmî bir şekilde değil de, tam bir şekilde gerçekleşmelidir. Yani Tanrı'nın iradesi nasıl gökte uygulanıyorsa, 1914 yılında bütün insansal hükümetlerin tamamen yok edilmesiyle yeryüzünde de tam olarak uygulanacaktır!

Russell'e göre İsa Mesih 1914 yılında yeryüzünün yeni idarecisi veya yönlendiricisi olarak hazır bulunacaktır:

1914 yılında, İsa Mesih'in kilisesi, başka bir deyişle Kutsal Kitap Etütçüleri göğe alınıp, Mesih'le birlikte yüceltilecektir:

1914 yılında, Yeruşalim artık milletler tarafından ezilmeyecek, Tanrısal lütfa erip, tam olarak yeniden bina edilmiş olacaktır:

Yine 1914 yılında, İsrail kavmının ruhsal körlüğü tam olarak son bulacaktır:

Russell aynı zamanda büyük sıkıntı veya Armagedon Savaşı'nın 1914 yılında en son doruğuna varıp, bitmiş ola-cağını peygamberlik ediyordu:

Yine aynı kitabın 99'uncu sayfasında Russell şunları bildirir:

Tanrı'nın 1874'te gökte teşkilatlanmış olan Krallığı, 1914 yılında yeryüzünde olmalı ve yeryüzünü cennete dö-nüştürmelidir:

Russell yine 1874'te başlamış olan hasat zamanının 1914 yılında son bulacağını ve yine bu tarihte Hıristiyanlık aleminin tamamen yok edileceğini iddia etmekteydi:

Russell yine "Kutsal Kitap Etüdü" kitabının 3'üncü cildinin 265'inci sayfasında, kilisenin 1914'te yüceltilmesinden sonra İbrahim, İshak, Yakup ve Musa gibi Eski Antlaşma peygamberlerinin yeryüzünde diriltileceklerini ilan eder.

İşte Russell ve ilk Y. Şahitleri'nin 1914 yılı hakkındaki öğretileri ve ilan ettikleri peygamberlikleri. Russell'in ve kurduğu teşkilatının başlangıçta vaaz ettiği ve Russell'in uğruna tüm varını ve enerjisini harcamış olduğu incil işte budur! Bu mesaj yaklaşık 40 sene azimle savunuldu. İleri sürülen bu tarihlerin her fırsatta tartışılmaz, sabit Kutsal Kitap gerçekleri ve "insanın değil Tanrı'nın tarihleri" olduğu vurgu-lanıp (T. K. Temmuz 1894), bunlara kesin bir şekilde inanılması gerektiği belirtildi. Ama sonuç ne oldu? Acaba öngörülüp, ümit bağlanan bu peygamberlikler gerçekleşti mi? Hemen belirtelim ki Y. Şahitleri'nin 1914 yılı için yapmış olduğu yukardaki 9 peygamberlikten bir tanesi bile gerçekleşmemiştir! 1914 yılında, ne milletlerin tam sonu, ne Kutsal Kitap Etütçüleri'nin göğe alınması, ne sıkıntı zamanlarının bitmesi, ne Armagedon Savaşı, ne Hıristiyanlık aleminin yok oluşu, ne İsrail kavmının bina edilişi, ne eski zamanın peygamberlerinin dirilişi, ne de Tanrı Krallığı'nın yeryüzünde kurulup, yeryüzünü cennete dönüştürmesi olayı, hiç ama HİÇ BİR ŞEY GERÇEKLEŞMEMİŞTİR!!! Aslında yalnızca bu olay bize, Russell' in ve onun kurmuş olduğu teşkilatının hiçbir şekilde Tanrı tarafından kullanılmadığını, bu teşkilatın ve urucusunun açık bir şekilde sahte ve sapık bir peygamber olduğunu gösterir.

YŞT'nın 1914 sahte peygamberliklerini örtbas etme girişimleri

Dünyanın sonuyla ilgilenen akımlar, tekrarlanan sahte peygamberlikler karşısında ya parçalanıp zamanla yok oluyor ya da getirilen çeşitli yeni yorum tarz-larıyla yaşanan hayalkırıklıkları hafifletilip atlatılmaya çalışılıyordu. (Oysa Musa'nın zamanında bu o kadar ciddi bir olaydı ki, sahte peygamberlikte bulunan sahte peygamberler, sahte peygamberliklerinin nedeni bile dinlenmeksizin taşa tutularak öldürülürdü!). YŞT zamanımızdaki yayınlarında da kargaşalık ve sahte peygamberliklerin yoğun olduğu bu 1914-1918 dönemlerini peygambersel bir havayla ‘denenme ve elekten geçirilme dönemi‘ olarak yorumlayıp kabul edilebilir bir hale sokmak istemektedir.

Cemiyetin ikinci başkanı olan Rutherford ise, Russell'i sahte peygamber ilan edeceği yerde, uzun bir süre bazı değişikliklerle Russell'i ve onun kronolojik görüşlerini savundu. 1914 yılıyla ilgili beklentileri bazı aceleci, dikkatsiz Kutsal Kitap Etütçüleri‘ne mal ederek Russell'i ve Cemiyetini temize çıkarmaya ça-lıştı. Günümüzdeki Y. Şahitleri'nin 1914 ile ilgili tutumuna gelince, onlar da bu konuda hemen hemen aynen Rutherford'u izlerler. Rutherford'un sunduğu öğreti sistemini bazı değişikliklerle tamamen kabul edip, 1914 yılında gerçekleşmeyen sahte peygamberlikleri de çeşitli çarpıtmalarla hafifleterek, geçiştirip unutturmaya çalışırlar! (Les T.J. P.R.D. sf. 61-63).

"Tü rkiye'de Laiklik İlkesi ve Y. Şahitleri" adlı kitap da, bu tarih konusunda oldukça çarpıtılmış ve doğru olmayan görüşler sunar. O da, bu ilk Kutsal Kitap Etütçüleri'nden övgüyle söz edip, 1914 tarihi konu-sunda, onların hiç de yanılgıya uğramadıklarını bildirir. 62'nci sayfada şu açıklama yapılmaktadır:

Cemiyetin yapmış olduğu bu beyanlarda dikkatlerinizi özellikle şu iki noktaya çekmek isteriz. Birincisi burada Cemiyetin, ilk Kutsal Kitap Etütçüleri‘nin milletlerin zamanının sonunu 1914 yılı için yanılmaksızın çok doğru bir şekilde peygamberlik ettiğini bildirmesi. İkincisi de bu "Etütçülerin" içinden ancak bazılarının yanlış ümitler beslemiş olduklarını söyleyerek, sorumluluğu kendisinden bu bazı kişilere yüklemesidir . Bu beyanları okuyan kişilerin aklında oluşan ilk düşünce, Cemiyetin 1914 yılıyla ilgili tutumunun doğru olduğu, ancak bazı aceleci kişilerin yanlış beklentilerde bulunmuş olduğudur. Oysa bu tamamen yanlıştır. Bizzat kendi yayınlarından da göstermiş olduğumuz gibi bu iddialarda bulunarak bu ümidi beslemiş ve besletmiş olan, bizzat Cemiyetin kendisidir! Cemiyetin, Russell'i ve ilk Y. Şahitleri'ni, milletlerin zamanı konusunda çok doğru peygamberlikte bulundu diye övmesi de tarihsel gerçeklerin açık bir çarptırılmasından başka bir şey değildir! Russell'in 1914 yılı için milletlerin zamanının sonunu bildirdiği açıktır. Ama unutulmaması gereken önemli nokta şudur ki, ilk Y. Şahitleri'nin milletlerin zamanının sonuyla ilgili anlayışları, zamanımızın Y. Şahitleri'nin anlayışından tamamen farklıydı! YŞT'nın iddia-larının tam aksine, ilk Y. Şahitleri 1914 yılı hakkında hiç de şimdiki Y. Şahitleriyle aynı şeyleri ilan etmiyor v e öğretmiyordu! Daha önce Russell'in yazılarından göstermiş olduğumuz gibi Russell ve ilk Kutsal Kitap Etütçüleri için milletlerin zamanının 1914 yılında son bulması şu anlama geliyordu:

Oysa bugünkü Y. Şahitleri için milletlerin zamanının 1914'te son bulması şu anlama gelmektedir:

Değişiklikleri farkedebiliyor musunuz? Halbuki Russell, 1914'te milletlerin zamanının bitiminde, Tanrı'nın Krallığı'nın gökte değil de yeryüzünde tam olarak tesis edileceğini bildirmişti! Mesih'in ikinci gelişinin, huzurunun da 1914'te değil de 1874'te zaten gerçekleşmiş olduğunu ve Mesih'in krallık yetkisi ve ünvanını da yine 1914'te değil ama 1878 yılında ele almış olduğunu öğretmişti! Y. Şahi t leri Teşkilatı'nın daha ileri giderek 1914 ile ilgili bu farklı anlayışı kapamak ve ilk Y. Şahitleri'nin de aynı kendileri gibi düşündüğünü gösterebilmek için nasıl yalana başvurmuş olduklarına, özellikle dikkatlerinizi çekmek isteriz. "Tanrı Yalan Söylem ez" adlı kitaplarının 323'üncü sayfasında şunları okuruz:

Evet "Tanrı Yalan Söylemez" bu bir gerçektir. Ama ne yazık ki, aynı şeyi YŞT için söyleyemiyoruz. Çünkü yukarıdaki beyanın tam tersine, ilk Kutsal Kitap Etütçüleri Tanrı'nın Krallığı'nın gökte değil, tam tersine yeryüzünde kurulacağını belirtmişlerdi! "Türkiye'de Laiklik İlkesi ve Y. Şahitleri" kitabı da aynı yalanı sürdürür:

YŞT, ‘Y. Şahitleri Dünya Çapında Birleşmiş Olarak Tanrı‘ nın İradesini Yapıyor‘ başlıklı tanıtıcı dergilerinde de Russel ve arkadaşlarının, aynı günümüzdeki Y. Şahitleri gibi Tanrı‘nın krallığının gökte kurulacağını öğretmiş olduğunu bildirerek yine yalan söylemektedir:

Y. Şahitleri Teşkilatı'nın başka bir yalanı daha:

Oysa yine ilk başkan Russell, hiç de 1914 yılı için büyük sıkıntının başlangıcını değil , tam tersine büyük sıkıntının sonunu yazmıştı! Y. Şahitleri Teşkilatı'nın dürüstlüğünü ciddi bir şekilde şüpheye sokup, güvenden uzak olduğunu gösteren diğer gerçeklerden birisi de, YŞT'nın yeni öğretileriyle ahenkte olması için eski kitapları üzerinde yapmış olduğu ciddi değiştirme ve çarpıtma eylemleridir. Örneğin sözünü etmiş olduğumuz Russell'in 7 ciltlik eseri, 1914 yılındaki, hayalkırıklığından sonra birkaç kez yeniden düzenlen i p yayınlandı. Ama ilginç olan şey, 1914 yılıyla ilgili rahatsız edici bütün beyanlar ve peygamberlikler bu yeni basımlarda ya tamamen değiştirilmiş ya da anlamından çıkarılmıştı! İşte bununla ilgili birkaç örnek: "Kutsal Kitap Etüdü" kitabının ikinci cild inin 1903 baskısında, 1914 yılıyla ilgili şunlar söyleniyor:

Fakat aynı kitabın 1923 baskısında ise şu sözlerle karşılaşmaktayız:

Yapılan değişikliği fark ettiniz mi? 1903'te Russell tarafından sö ylenen "1914'te" olacak sözü, 1923 baskısında değiştirilip "1914'ten sonra" gerçekleşecek oluyor! Ne sebepten dolayı YŞT böyle bir değişiklikte bulunma gereğini duyuyor dersiniz? Bir başka değişiklik daha:

Ama aynı kitabın 1926'da yayınlanan Almanca baskısındaysa şu sözleri okuruz:

Bu iki ayrı baskıda söylenen sözleri karşılaştırdığımızda ne görüyoruz? Rutherford, 1926'daki baskıda, Russell'in öngördüğü ilk 1874 tarihini kaldırmakta ve onun yerine kendisinin öngörmüş olduğu 1914/15 tarihlerini koymaktadır! Neden böyle bir girişim? Ve neden böyle bir değişiklik? Yanıtı gayet basit. Çünkü YŞT, Russell'in yaptığı sahte peygamberliklerini kapayıp üyelerine, Russell'in bile aynı kendileri gibi inanıp öğrettiği izlenimini yaratmak istiyor. Acaba YŞT bu tutumuyla dürüst bir harekette bu l unuyor mu dersiniz? Bir başka değişiklik veya çarpıtma daha:

1914 yılından sonra yapılan bir başka baskıdaysa, aynı yerde şu sözleri okumaktayız:

Burada da söylenen 1914'ten biraz zaman önce gerçekleşecek sözleri, daha sonra 1914'ten sonra gerçekleşecek olarak değiştiriliyor! İşte YŞT'nın Tanrısal kökenliliğini ciddi bir şekilde şüpheye sokan 1914 sahte peygamberliklerini örtbas etme uğrunda yayınlarında gerçekleştirmiş olduğu düzenbazca deği-şiklik ve çarpıtmalar. Bunlara daha başka birçok örnekler eklemek mümkündür. Ama sanırız ki, sırf bu veriler bile bize Y . Şahitleri Teşkilatı'nın Tanrı tarafından kullanılmadığını ve onun Tanrısal kökenlilikten ve güvenden uzak bir teşkilat olduğunu göstermeye yeterlidir.

2. YŞT'nın 1918 yılıyla ilgili sahte peygamberliği

Russell'in ölümünden sonra Rutherford'un da desteğiyle YŞT, 1917 yılında Russell'in 7'nci cildine dahil edilip, Esinleme kitabını ayet ayet yorumlayan "Finished Mystery" adlı kitabı yayınladı. Bu kitabın bir özelliği de sonla ve kilisenin göğe alınmasıyla ilgili bir seri yeni tarihler ileri sürmesiydi. Söz konusu kitap bazı değişikliklerle 1914 senesi için öngörülmüş olan göğe alınma ve Hıristiyanlık aleminin tamamen yok edilişi olayını 1918 yılı için ileri sürüyordu:

İşte YŞT'nın 1918 yılıyla ilgili yapmış olduğu peygamberlikleri. Yine hemen vurgulayalım ki, bu tarih için öngörülmüş olan ne göğe alınma ne de Hıristiyanlık aleminin tamamen yok ediliş olayı hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir! Cemiyet bu tarihte yine büyük bir hayalkırıklığı ve feci bir krize maruz kaldı. Bunu atlatmak için de bu bekleyişin sorumluluğunu daha önce de yapmış olduğu gibi bazı aceleci ve dikkatsiz Y. Şahitleri'ne yü k lemeye çalıştı!

3. Yehova Şahitleri'nin 1925 yılıyla ilgili yapmış olduğu sahte peygamberlikleri

Yavaş yavaş YŞT'nın tartışılmaz şefi durumuna gelen J. F. Rutherford, 1920 yılında "Şimdi Yaşayan Milyonlarca İnsan Asla Ölmeyecektir!" başlıklı yeni bir kitap yayınladı. Bu kitabın milyonlarca nüshası birkaç sene gibi kısa bir zaman içinde dağıtıldı. Aynı zamanda büyük, işlek şehirlerin sokak başlarına "Şimdi Yaşayan Milyonlarca İnsan Asla Ölmeyecektir!" diye pankartlar yerleştirilip büyük bir yayım ve propaganda kampanyası düzenlediler. Kitabın içeriğine gelince, Rutherford bu kitapta bol bol Yahudi siyonistçiliğini övüyor ve aynı zamanda 1925 yılının, dünyanın sonu, Tanrı krallığının yeryüzünde kuruluşu, İbrahim, İshak ve Yakup gibi Eski Antlaşma peygamberl e rinin diriliş tarihi olduğunu ileri sürüyordu! YŞT'nın 1925 yılıyla ilgili iddia ettiği peygamberlikler şunlardır:

Ayn ı kitabın 83'üncü sayfasında Rutherford yine 1925 yılıyla ilgili olarak şunları bildirir:

1924 yılında çıkan Altın Çağ başlıklı yayında (şimdiki Uyanın dergisi) şu açıklama yapılmaktadır:

Kullanılan büyük güvenlikle ve kesin güvenlikle ifadelerine dikkat edin. YŞT 1925 yılından önce yayınladığı "Der Weg zum Paradies" adlı başka bir kitabında, bu tarih hakkında yine şu beyanlarda bulunur:

Eğer bu beyanları dikkatlice inceleyip, özetleyecek olursak, Y. Şahitleri'nin 1925 yılı için şu olayların gerçekleşmesini peygamberlik ettiğini görürüz. Bu tarihte:

Burada vurgulamamız gereken diğer önemli bir nokta da Y. Şahitleri'nin 1925 yılını, Kutsal Kitap tarafından tespit edilmiş kesin ve açık bir tarih olarak ileri sürmesi gerçeğidir. Onlara göre 1925 tarihi, 1914 yılından daha da açık olarak tesbit edilmiş bir tarihtir:

Nihayet coşkuyla beklenilen 1925 yılı gelir çatar. Cemiyet büyük bir hayalkırıklığını önlemek amacıyla bu tarihten biraz önce her zaman yaptığı gibi iki tartı iki ölçü kullanmaya başlayıp temkinli olmaya çağırır, ama çok geç olmuştur. Büyük ve feci bir hayalkırıklığı daha! Yine bu tarih için b ildirilen ve beklenen hiçbir şey gerçekleşmez! Ne göğe alınış, ne İbrahim, İshak ve Yakub'un dirilişi, ne yeniden bina ediliş, ne Tanrı'nın krallığının yeryüzünde kuruluşu, ne de Yeruşalim'in dünyanın başkenti oluşu, hiçbir şey gerçekleşmez! Kendisini Tan r ı'nın tek sözcüsü, peygamberi ve yeryüzü kanalı sayan YŞT, bu şekilde bir kez daha yanılıyor ve bir kez daha bununla açığa çıkıyordu ki, bu teşkilat Tanrı tarafından kullanılmıyordu.

4. Y. Şahitleri'nin Beth-Sarim eviyle ilgili yapmış olduğu sahte peygamberlikler

1925 sahte peygamberliğinden dört sene sonra 1929 yılında YŞT, "Beth-Sarim" adını verdiği bir ev yaptırdı. YŞT'nın bu evi yaptırmasının başlıca gayesi, dirilişi her zaman beklenen İbrahim, İshak, Yakup gibi sadık kişilerin dirilişlerinden sonra bu evde konuk olup, buradan dünya işlerini yönlendirmekti! İşte bizzat Rutherford tarafından bu ev için yapılan peygamberlikler :

Bu beyanlardan da anlaşılacağı gibi YŞT, söz konusu ev hakkında kısa olarak şu peygamberliklerde bulunuyordu:

Ama yine ilginç olan şey şudur ki, uzun bir bekleyişten sonra beklenilen eski zamanın peygamberleri dirilmeyince YŞT, bu evle ilgili yaptığı bütün bu peygamberliklere birer sünger çekerek söz konusu evi satışa çıkardı! Böylece Y. Şahitleri'nin bu evle ilgili bütün önbildiri ve iddiaları suya düşmüş oldu! Bu e v, ne Yehova'nın adına şeref getirdi, ne de eski vaktin peygamberleri dirilip bu evde konuk oldu! Aynı zamanda, ne alaycılar susturuldu ne de Y. Şahitleri'nin imanlarının doğruluğu onaylandı! Fakat tam tersine alaycılar değil, Y. Şahitleri susturulmuş o ldu. Ve yine beklenilen bu olayın gerçekleşmemesiyle bizzat Tanrı Y. Şahitleri'nin iman ve öğretilerinin Kendisinden kaynaklanmadığını bir kez daha göstermiş oldu (Bkz. Markos 16:20).

5. Y. Şahitleri'nin 1975 yılı hakkında yapmış olduğu sahte peygamberlikler

Daha önce sıralamış olduğumuz 1914, 1918, 1925 ve Beth-Sarim eviyle ilgili gerçekleşmeyen bütün bu sahte peygamberliklerle de uslanmayan YŞT bir kez daha, Tanrı'dan başka hiç kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği son günün tarihini hesaplamaya koyulur! (Matta 24:36; Elçi. 1:7). YŞT, bu kez çoğalma ritmlerinin hızlanmasını sağlamak ve görülen bazı gevşeklikleri önlemek için 1975 yılını Armagedon Savaşı'nın ve Millenyum'un başlangıcı olarak ilan etmeye koyulur. İşte Y. Şahitleri'nin 1975 yılıyla ilgili yapmış olduğu bazı açıklamaları:

Bunlara daha başka birçok beyan eklemek mümkündür ama bu beyanlardan çıkardığımız sonuç şudur ki, Cemiyete göre M. Ö. 4026'da başlamış olan 6000 yıllık Şeytanî veya insanî dönem 1975 yılında tam olarak son bulacak ve Mesih'in vaat edilen bin yıllık krallığı da işte tam bu zamanda yani 1975‘te başlamış olacaktır! Her ne kadar Cemiyet bu olayın gün ve saatinin tam olarak bilinemeyeceğini belirttiyse de, bu olayın 1975 yılında gerçekleşmesinin büyük bir gerçek, 1970'li yıllarda da kesin olduğunu iddia etmiştir! Bu nedenledir ki, YŞT, "1970'li yıllarda dünyayı kim fethedecektir?" başlığıyla büyük bir kampanya düzenlemiş ve yayınlarında özellikle "1970'li yılların insanlığa ne getireceği" konusu üzerinde durmuştur! Yine bu kanaattan dolayı, 70'li senelerin başında binlerce Y. Şahidi 1975'te gerçekleşecek Armagedon'a ve kurulacak yeryüzü cennetine hazırlık yapmaya başlamıştır. Öyle ki, zengin iş adamları, gelişmiş iş müesseselerini satmaya; işçiler, işlerini terk etmeye; aileler, evlerini satmaya; gençler evliliklerini ertelemeye; evlilerse çocuk yapmayı reddetmeye başladılar! Hatta bazı genç ve ihtiyarlar sağlıkları için gereken sıhhî bakımı ve ameliyat gereğini bile reddedecek kad a r ileri gittiler! YŞT ise, üyelerinin bu tutumundan övgüyle söz edip, bunları daha fazla teşvik etmekteydi:

Ama sonuç olarak hepimizin de şahit olduğu gibi, ne 1975 yılında, ne de 1970'li yıllarda Y. Şahitleri'nin ileri sürdüğü bu kehanetlerden hiçbiri gerçekleşmedi! Ne Armagedon Savaşı, ne de Mesih'in bin yıllık krallığının yeryüzünde kuruluşu, hiçbiri olmadı! Gerçekten de Y. Şahitleri'nin çok faal olup, en fazla üye toplamış oldukları (1972 ile 1975 senele r i içinde 750.000 kişi vaftiz olarak Cemiyete katılmıştır) bu 1975 senesi YŞT için büyük bir hayalkırıklığıyla sonuçlandı. Bunun sonucunda Cemiyet içinde yine dünya çapında büyük bir kriz patlak verdi. Binlerce kişi güvenini yitirmiş bir durumda, Cemiyete k arşı sırtını döndü. Yalnızca 1975 ile 1979 yılları arasında Y. Şahitleri'ni 551.000 kişi terk etti. YŞT'nın idarecileri bu hayalkırıklığını atlatmak için yine her zaman kullanmış oldukları taktiği kullanıp, 1975 ile ilgili iddiaların ancak bir ihtimal ola r ak ileri sürüldüğünü, ama bunun bazı aceleci ve dikkatsiz Y. Şahitleri tarafından ke-sin bir şeymiş gibi ileri sürülüp beklenildiğini öne sürdüler!

Bu sahte peygamberlik yüzünden uzun bir süre belini doğrultamayan Y. Şahitleri, zamanla bunların unutulması veya örtülmesi yoluyla yine propaganda faaliyetlerini sürsürüyor. Oysa gerçekleşmeyen bu sahte peygamberlikler Tesniye 18:21-22 ve Yeremya 28:9'a göre açık bir şekilde YŞT'nın Tanrı tarafından değil, insan arzusu ve hevesleriyle yönlendirilen sahte bir p e ygamber ve teşkilat olduğunu bir kere daha göstermekteydi . Hatta Y. Şahitleri bile Tesniye 18:21-22'deki ayetlerin sahte peygamberleri tanımakta önemli bir ilke ve kılavuz olduğunu bildirirler. 1975 yılını öne sürdükleri ilk tarihlerde Cemiyet, bu ayetlere dayanarak 8 Nisan 1969'da Fran-sızca olarak yayınlanan bir "Uyanın" dergisinde şu açıklamada bulunmaktaydı:

Gördüğümüz gibi Cemiyet bu açıklamasında, bazı kişilerin son için belirli bir tarih tespit edip, bunun gerçekleşmesini beklediklerini ama bunlardan hiçbir şeyin gerçekleşmediğini ve bu nedenle de bu kişilerin birer sahte peygamber olduğunu bildirmektedir. Oysa YŞT'nın başkalarına vurduğu bu "sahte peygamber" damgası, incelemiş olduğumuz bu tarihsel gerçek-lerin ışığında Cemiyetin kendisi için de tartışılmaz bir gerçektir. Çünkü YŞT'nın kendisi de aynı suçlamış olduğu bu kişiler gibi son için 1914, 1918, 1925 ve 1975 senelerini tesbit edip gerçekleşmesini beklemiştir. Am a bu beklenti veya peygamberlik- lerinden bir tanesi bile yerine gelmedi ve gerçekleşmedi! Bu nedenle yalnızca Tesniye 18:21-22'nin ışığı altında YŞT'nın, açık bir şekilde Tanrı tarafından kullanılmayıp, tamamen insansal kökenli sahte bir peygamber olduğu sonucuna varabiliriz. Bizzat Rutherford'un başkalarına yönelik verdiği şu yargıyı bizler de aynen YŞT'nın kendisi için verebiliriz:

Evet! Kutsal Kita p'ın vurguladığı gibi:

YŞT'nın 1914 Yılı ve Nesli Hakkında Sahte Peygamberlikleri

1975'teki hayalkırıklığı doğal olarak bazı kronolojik görüşleri yeniden gözden geçirme veya yeniden inceleme gereğini hissettirdi. Bunlardan en önemlisi, YŞT'nın temel görüşlerinden biri olan 1914 senesidir. Daha önce de incelemiş olduğumuz gibi Russell, bu tarihi Adventistler'den kopya edip Cemiyetinin temel bir öğretisi yapmıştır. Ona göre bu tarihte milletlerin zamanı tam olarak son bulacak, yani Tanrı'nın krallığı bu tarihte tam olarak yeryüz ü nde kurulacaktı. Rutherford ise Russell'in bu tarihle ilgili görüşlerini tamamen değiştirmiş ve söz konusu milletlerin zamanının 1914'te son bulmasını Mesih'in, Şeytan'ı gökten kovarak tahta geçmesi, ikinci huzurunun gerçekleşmesi, Tanrı'nın krallığının g ö kte kurulması, sıkıntı zamanlarının başlaması vs. gibi kavramlara dönüştürmüştü. Cemiyete göre, milletlerin zamanının başlangıç noktası, Yeruşalim'in Babillilerce M.Ö. 607' de harap edildiği tarihtir. Sembolik olarak 7 vakit, yani 2520 sene sürmesi gereke n bu zaman M.Ö. 607'den itibaren hesap edildiğinde 1914 yılına ulaşılır.

Bu görüşler daha sonra YŞT' nın temel ve tartışılmaz öğretilerinden biri olmuştur. Öyle ki, onlar için bu tarihi kabul etmeyenler, Şeytan'dan yana sahte peygamberlerdir! (Vaiz Anahatl arı, sf. 24) Her bir Y. Şahidi bu tarihi ve Cemiyetin bu tarihle ilgili görüşlerini koşulsuz olarak kabul et-melidir! Oysa şimdi bu temel görüşler hakkında bizzat Cemiyet içinde birçok tartışma ve şüpheler belirmiştir! Örneğin İsveçli bir Y. Şahidi olan Carl Olaf Jonson, bu konuyu etraflıca inceledikten sonra Yeruşalim'in yıkılışı olarak benimsenen M. Ö. 607 yılının doğru bir tarih olmadığını belgeleyen bir dosya hazırlayarak merkez Cemiyete gönderir. Tabi birkaç ay sonra bu adam da, bu düşüncesinden dolayı afaroz edilir. Bundan başka, YŞT'nın yönetim kurulu, bu kurul içinde bulunup dördüncü başkan Frederic W. Franz'ın yeğeni olan Raymond Franz'ı, "Aid to Bible Understanding" adlı kılavuz içinde "kronoloji" başlıklı bir yazı yazmak için görevlendirir.

Fakat R. Franz, önceden de sözünü ettiğimiz gibi uzun bir araştırmadan sonra şu sonuca varır ki, Cemiyetin 1914 yılı hakkındaki öğretileri sağlam bir temele dayanmıyordu ve cemi- yetin dışında hiçbir ciddi tarihçi Yeruşalim'in yıkılışını M. Ö. 607 yılına atfet m iyordu, fakat daha ziyade tarihçiler Kutsal Ki-tap verileriyle de çelişmeden, Yeruşalim'in yıkılışının 586/ 87 yıllarında gerçekleştiğini savunuyorlardı! Kuşkusuz bu tarih yanılgısı Cemiyetin 1914 yılıyla ilgili tüm düşüncelerini tamamen çürütüyordu! Daha ilginç başka bir şey de Cemiyetin üçüncü başkanı N. H. Knorr'un bu tarihle ilgili olarak, 19 Şubat 1975 yılında YŞT‘nın Yönetim Kurulu önünde söylemiş olduğu şu sözlerdir:

1 Ağustos 1982'de fransızca çıkan bir "Tarassut Kulesi" dergisinin 15'inci sayfasında da Cemiyet açık bir şekilde, imanlarının "1914 gibi sade bir tarih üzerine kurulmadığını" bildirir! Bundan başka 1998 yılında çıkan bazı Tarassut Kulesi dergilerinde de her ne kadar 1914 tarihine sıkı sıkıya sarılsa da, Cemiyetin kronolojiyle ilgili şimdiye dek ileri sürdüğü görüş ve yorumlarında şaşırtıcı bir yumuşama görülmektedir. Acaba bu demek midir ki, YŞT s e nelerden beri savunmuş olduğu bu temel görüşünü de yakında yine değiştirecektir? Kesin bir şey diyemeyiz, fakat bu gayet mümkündür. Ama beklemeli ve görmeliyiz.

YŞT'nın uzun zamanlardan beri üzerinde durduğu diğer temel konulardan biri de 1914 nesliyle ilgili düşünceleridir. Y. Şahitleri, geçmişteki Adventistler'in yorum sistemini kopya edip (bkz. sayfa 41), Matta 24:34'teki, "Bütün bu şeyler oluncaya kadar bu nesil geçmeyecektir" ayetine dayanarak, "sonun vaktinin bir nesil boyu devam eden kısa bir dönem " olduğunu (Uyann, 8 Mart, 1995, sf. 10) ve "1914'te hayatta olup, bu olayları gören ve o zaman onları anlayacak yaşta olan kişilerin yok olmasından önce sonun gerçekleşeceğini" iddia ediyordu. Zaten "Uyanın" dergisinin ilk giriş kısmı bu derginin başlıca amacının "M. S. 1914 yılındaki olayları gören nesil geçmeden, gelecek olan barış ve güvenlik dolu yeni nizamla ilgili Yaratıcı'nın vaadine güven geliştir" mek olduğunu bildirir. Y. Şahitleri, 1914 olaylarını gören neslin 1969 yılında 70 yaşın-da olduğunu iddia edip, Mezmurlar 90:10'a göre de bir neslin süresinin yaklaşık 70 veya 80 sene olduğunu belirtir (Tanrı Neden Kötülüğe Müsade Ediyor? 1974, sf. 43-44. Ebedi hayata sevk eden hakikat, sf. 95). 8 Ekim "Uyanın" ve 1 Ekim 1978 tarihli "Tarassut Kulesi" dergis inde de Cemiyet açık bir şekilde bu 1914 olaylarını anlayabilecek söz konusu yetişkin neslin 15 yaşında olabileceğini ve 1914'lerde doğmuş olan bebeklerin de bu nesle dahil olmadığını bildirir. Bu yorumdan mantıksal olarak şu sonuç çık-maktadır: Eğer 1969 ilkbaharında, 1914 olaylarını gören nesil 70 yaşında olup, çoğunluğu çoktan öldüyse 1980'li senelerin sonunda bu nesil tamamen kaybolmalı ve yerinde olarak 90'lı senelerden önce de son gelmelidir!

Senelerden beri Cemiyet çarpık bir şekilde yorumladığı son gelmeden geçmeyecek olan bu nesil" anlayışından yararlanarak, sahte psikolojik bir korku ve ümit yaratarak, yüzbinlerce kişiyi Cemiyetlerine çekmiştir. Oysa İsa Mesih burada her şey oluncaya kadar geçmeyecek nesil derken, Yahudi halkından sözediyordu. Ger çekte "nesil" kelimesi Kutsal Kitap'ta aynı zamanda bir toplumun veya ailenin süre-gelen soyu veya ırkı anlamında da kullanılmaktadır. Bu doğrultuda Mesih bu sözlerle her türlü baskıya, sürgüne ve katliamlara rağmen Yahudi soyu veya ırkının geçmeyeceğini, yok olmayacağını ve Mesih'in söylediği her şeyin onların gözü önünde gerçekleşeceğini bildiriyordu (Lu. 21:20-24). Her ne kadar kısmî olarak bu M.S.70'te gerçekleştiyse de evrensel çapta gerçekleşmesi yine Yahudi halkı yok olup gitmeden yerine gelecektir.

"1914 nesli geçmeden son gelecektir." iddiasının öneminin bilincinde olan Cemiyet, herhangi bir hayalkırıklığını önlemek için bu nesille ilgili görüşlerini 1980‘li yıllarda yeniden ele alıp incelemeye koyuldu. 1980 yılında YŞT'nın Yönetim Kurulu içinde bul unan Robert Schroder, Karl Klein ve Grant Sui-ter üçlüsü "bu nesil" ile ilgili yeni bir tez geliştirip, yönetim ku-ruluna takdim ettiler. Bu kişilerin tezine göre söz konusu nesil 1914 olaylarını gören nesil değil de daha ziyade bu Matta 24: 49'a göre uzay çağının başlangıcı olup, Spoutnik'in uzaya atıldığı 1957 olaylarını gören nesil olabileceğiydi! Uzun tartış-malar sonucunda bu tezler reddedildi. Ama Cemiyet bu nesille ilgili görüşlerine bazı yeni fikirler ekleyerek, neslin süresini da-ha fazla uzattı! Bu nesle ait olanlar, artık önceden kabul edildiği gibi sırf 1914 yetişkinleri değil, fakat 1914 civarında doğan bütün çocuklardı ve yalnızca 1914 olaylarını anlaya- cak yaşta olanlar değil, bu olayları anlamaksızın görenlerdi de! Bu şekilde Cemiyet senelerden beri savunduğu bu neslin kavramıyla ilgili ilk anlayışını tamamen değiştirmiş oldu!

1995 yılında 1914 nesliyle ilgili YŞT‘na gelen ışık!!

1 Aralık 1995'te çıkan fransızca bir Tarassut Kulesi‘nde YŞT, 1914 nesliyle ilgili şimdiye dek ileri sürdüğü üstteki tüm görüşlerini tamamen terk ederek, bu konuda yepyeni bir görüş empoze etmeye başlamıştır!!! Cemiyet'e göre 1914 nesli artık 1914 olaylarını gören olgun veya o zamanlarda doğmuş olup, belirli senelerle sınırlanmış belirli bir nesil süreci değil , fakat ‘Mesih'in 1914 huzurunun alametlerini görüp de inanmayan yeryüzündeki bütün insan veya halklardır! Söz konusu bu neslin yani halkların sonu veya "geçmesi"de iyi haberin Tanrı'nın razı olduğu tarzda yeryüzünün en uzak bölgelerine kadar vaaz edilmesiyle gerçekleşecektir!!! Tabi bu ciddi değişikliğin doğal bir sonucu olarak, senelerden beri "Uyanın" dergisinin tanıtımında der-ginin başlıca amacıyla ilgili söylenen "fakat daha önemlisi, bu dergi , Yaratıcı'nın, MS 1914 yılındaki olayları gören nesil geçmeden ye ni bir dünyayla ilgili vaadine güven geliştirir." sözleri 1995'ten sonra çıkan ‘‘Uyanın‘‘ dergilerinde tamamen değiştirilerek şöyle olmuştur: "Bu dergi Yaratıcı'nın şimdiki kötü, kanunsuzlukla dolu ortamın yerini almak üzere olan barış ve güvenlik dolu yeni bir dünyayla ilgili vaadine güven geliştirir.".

Dikkat edin ki, bu yerden " 1914 yılındaki olayları gören nesil geçmeden " sözleri tamamen kaldırılmıştır! İşte Y. Şahitleri‘nin güvenden uzak, sahte bir peygamber olduğunun başka canlı bir örneği daha… Sene lerden beri kesin tanrısal gerçek olarak inanıp, temellerini üzerine koydukları ve insanları Cemiyetlerine bağlamak amacıyla herkese telkin etmiş oldukları sözkonusu 1914 nesli görüşü de, bu şekilde ‘sadık ve basiretli köle‘ nin bir sözüyle bir çırpıda değişti!!!

Yalnızca bu değil; aynı senede YŞT üyelerini ciddi bir şekilde huzursuz eden başka önemli bir değişiklik daha yapıyordu. Bu yine uzun senelerden beri kabul edilip, öğretilen ve Yehova Şahitleri‘nin tarla hizmeti dedikleri vaaz propagandalarına itici bir güç teşkil etmiş olan Matta‘daki ‘koyunların keçilerden ayrılması‘ meseliyle ilgiliydi. Senelerden beri YŞT yayınlarında İsa Mesih‘in 1914 yılında görünmez olarak gelip tahta oturduğunu ve 1918 yılından itibaren de İsa Mesih‘in hüküm işine başlayarak, Y. Şahitleri aracılığıyla yeryüzünde koyunları keçilerden ayırmaya başladığını çok kesin ifadelerle vurguluyordu. Aynı zamanda üyelerinin 1918‘den bu yana başlıca amaçlarının bu ayırma işine katılıp, insanlığı mesajlarını kabul edenler (koyun misali insa n lar) ve kabul etmeyenler (keçi misali insanlar) olmak üzere ikiye ayırıp, bu ayırma işinin son bulacağı Armagedon savaşından önce daha fazla insanın Cemiyetin tarafında duruş almalarına yardım etmek olduğunu vurguluyordu. Bu görüş tarzı başlangıçtan bu ya n a Y. Şahitleri‘nin vaaz faaliyetlerinin ardında itici veya tahrik edici önemli bir güç olmuştur. Fakat 15 Ekim 1995 yılında fransızca çıkan bir Tarassut Kulesi‘nde YŞT, bu düşünce tarzının açıkça yanlış olup, Mesih‘in Matta 25‘teki koyunları keçilerden a y ırma işinin hâlâ geleceğe ait bir olay olduğunu ve bunun büyük sıkıntıdan sonra, bin yıllık egemenlikte Mesih‘in insanları bir yargıç olarak kesin bir şekilde yargılayacağı zaman gerçekleşeceğini öğretmeye başlamıştır (T. K. 15 Ekim 1995 sayfa 18-28).

Doğrusu yapılan bu denli ciddi değişiklik, sahte peygamberlik ve çarpıtmalardan sonra düşünen samimi bir kimsenin veya bir Y. Şahidinin bu Cemiyetin öğreti ve yorumlarını hâlâ ciddiye alıp, güvenmesi anlaşılamaz bir şeydir.

©2005 Brüksel İncili (Avederenagan) Kilisesi Diabetes Symptoms And Supplies- This site provides usefull information for Diabetics.